27 Kasım 2010 Cumartesi

İstanbul B.Ş.B.Spor-Fenerbahçe Maç Önü:En Zor Deplasman

Son yıllarda deplasmana gidip de en çok üzüldüğümüz deplasmandır İ.B.B maçları. Her seferinde aynı umutla, aynı şevkle tek amaçla gittiğimiz maçlarda henüz yüzümüz gülmedi.Aslında belki de bazı yönlerden küçümsüyoruz hala Belediye maçlarını. Yok taraftarı yokmuşmuş, yok ligin tecrübesiz takımıymış derken 3 sezondur henüz galibiyet göremedik deplasmanda.

Fenerbahçe açısından en ilginç deplasmanların başında gelir İstanbul Büyükşehir Belediye deplasmanı.Bizim açımızdan birçok pozitif yönü bulunsa da aynı oranda olumsuz özelliği de var bu deplasmanın.Öncelikle fazla deplasman gözüyle bakılmıyor İstanbul dışına çıkılmadığı için.Bunun yanında bu sadece futbolcular, yöneticiler gibi üst düzey kişileri olumsuz yönde etkilemiyordur,rahatça gidilen bir deplasman gözüyle bakıldığı için.Ama bir de taraftar bakış açısı var.Arabasız taraftarların Olimpiyat Stadı'na ulaşmak için çektiği eziyet belki de taraftarlar için en zor deplasman kavramını onaylıyor.

Fenerbahçe açısından baktığımız zaman geçen hafta alınan 5 gollü Bucaspor galibiyeti yüzlerimizi güldürdü biraz olsun ama yenilen 2 gol düşündürmeye de düşündürmeye itti bizi yine savunma anlamında.Cezası biten Lugano'nun dönüşü bu sefer de sakatlık yüzünden ertelendi.Gökhan Gönül'ün de durumu da kesin olarak belli olmasa da yerine oynayacak oyuncunun Daum zamanındaki gibi stoperden devşirme sağ bek Bekir değil de Aykut Hoca'nın çıkarttığı Okan Alkan'ın oynama ihtimali fazla düşündürmüyor bizi. Geçen hafta oynana Buca maçında laubali tavırlarıyla dikkat çeken Andre Santos'un bu hafta yerini tekrar Caner'e bırakmasını bekliyorum. Bununla beraber maç içinde sık sık ıslıklanan Cristian'ın da hafta hafta içinde Aykut Hoca'nın yaptığı açıklamalara bakarak kesik yemeden sahadaki yerini alacağını düşünüyorum.
Beklenen 11:


İstatistiklere bakarak biraz da rakamlarla maç önüne bakalım:
**İ.B.B'nin sezonun bu bölümüne kadar yediği gol sayısı sadece 12. Fenerbahçe'nin ise 18.Atılan gollere baktığımız da ise Fenerbahçe'nin 35-19 üstünlüğü bulunuyor.3 sezonda aramızda oynanan maçlarda ise İ.B.B'nin gollerde 8-6 üstünlüğü bulunuyor
**Bizim açımızdan korkutucu olan bir istatistik var ki şu ana deplasmanda sadece 2 galibiyetimiz var; onlarda Kasımpaşa ve Konyaspor gibi ligin en vasat 2 takımı karşısında alınmış galibiyetler. Bu alınan 2 galibiyete rağmen deplasmandaki gol istatistiklerimize baktığımızda 14-11 ile attığımız goller üstün. Bu istatistiği sağlayan da Kasımpaşa ve Konyaspor'a atılan toplam 10 gol.
**İ.B.B lige çıktığından beri aramızda oynanan maç sayısı 6. Bu maçlarda henüz deplasmanda puan göremedik.Kendi evimizde oynadığımız maçlarda ise 2 galibiyet ve 1 beraberliğimiz var İ.B.B'ye karşı.

23 Kasım 2010 Salı

Sevinirken Üzülmek


Fenerbahçe:5-2:Bucaspor


Kadıköy’de farklı alınan bir galibiyet daha.Şöyle skora ve ilk 30 dakikada oynanan oyuna bakıldığında doyurucu, umutlandırıcı ve fazlasıyla sevindirici bir futbol vardı sahada Fenerbahçe açısından.Alex’in ilk yarım saatte müthiş oyununa kelimeler kifayetsiz kalır. 3000. golü attıktan sonra, sahada kaybolan bir Alex yoktu bugün.Aynı azimle, hırsla mücadele eden isteyen bi Alex vardı. Ve tabi ki ardından yine Alex’le gelen 3001. ve 3002. goller. Herşey 3-0’a kadar güzel ve olumlu gelişti, olması gereken herşey tıkır tıkır ilerledi.Hatta bi ara Aykut Hoca’nın bile kulübeden çıkıp güldüğünü bile gördüm hani:)
İkinci yarı işler biraz değişti. Güzel oyun yerini rölantiye alınmış, bitmesi beklenen bir maç halini almışken, korkulu rüyamız olan yan toptan yine bir gol yiyerek biraz uyandık sanki.Golden sonra yine 2.yarı korkusunu hissetmedik değil hani. Herkesin ağzında dolaşan eğer sadece ilk yarıları değerlendirirsek Fenerbahçe lider sözü akıllara tekrar gelmeye başladı ve korkmaya başladık her ne kadar rakip Bucaspor olsa da. Tam bu duygular yoğunlaşmak üzereydi ki Niang zekasını, tecrübesini, klasını ve daha bilimum pozitif özelliklerini kullanarak müthiş bir golle rahatlattı takımı.Tabi bu golde Semih ne güzel bir duvar olduğuna da pas atmasak olmaz. Bu golden 5 dakika sonra Dia-Niang-Semih ortaklığındaki müthiş paslaşmalarla fark 4’e çıkıyor ve iyice rahatlıyorduk artık.Tabi fazla rahatlık ve laubalilik(bkz.Santos) 1 gol daha yiyerek maçın skorunun şekillenmesine sebep oluyordu.
Maçın kısa özeti böyleydi.Bu maçta çok şey vardı aslında sevinmemiz gereken.Öncelikle Fenerbahçe’de yıllar sonra da adının hatırlanmasını sağlayacak golü attı Alex de Souza.Kaldı ki Alex’i 3000. gol olmasa da unutacak insan tanımıyorum.Alex sayesinde kendimi o kadar şanslı hissediyorum ki.Yıllar sonra Alex’li Fenerbahçe’yi yaşadım,gördüm tanıklık ettim ben diyerek kendimden küçüklerime anlatacağım hikayenin başkahramanı olacak Alex de Souza.Fenerbahçe tarihi için önemli olan 3000. golü atarken; yıllar sonra aynı maçta 23 dakikada Alex de Souza hat-trick yaptı diye anılacak olması ne güzel bi olaydır.

Bir başka sevindirici olay ise Gökay gibi 18 yaşında bir gencin bugün sahada bana göre futbolun en önemli mevkisinde orta sahanın göbeğinde görev almasıydı.Tabi bizim fazla alışık olduğumuz şeyler değil bu tip genç oyuncuları hazırlık maçları dışında sahada görmek. Gökay’ı maç başlamadan 11’de görmem bile oyununu izlemeden sevinmeme yetmişti.Gökay maçta da bu sevincimi boşa çıkarmadı.Hiç yılmadan pres yaptı, koştu en önemlisi yanındaki abisinin yapmadığını yaptı çabaladı. Bu yaptıklarıyla beraber Gökay bugün sahanın en çok koşan ismi olmayı başardı.
Bir başka güzellik ise bugün sahada olan iki takımdı.Fenerbahçe’nin laciverte yakın gördüğüm mavi formasının karşısında sapsarı formayla Bucaspor vardı.Daha ne kadar güzel olabilir ki renkler.

Bu güzelliklerin yanında gelecek için düşündürücü, gün için üzücü anlar da vardı tabi ki. Bi kere gol yeme alışkanlığımızdan yine vazgeçemedik.Lig de bugüne kadar deplasmanda sadece 2 gol atabilen Bucaspor’dan 2 gol yemek nereye yoğunlaşmanın gerekli olduğuna işaret ediyor aslında.Yan toplarda yenilenler -Rıza Çalımbay tabiriyle “basit goller”- artık milli takımla birlikte bizim de fazlasıyla uğraşmamız gereken pozisyonlardan.Yediğimiz 2. gol ise sadece işini ciddiye almamaktan ve laubali davranmaktan kaynaklanan gelen bir gol. Zaten golden önce de bir pozisyonda Andre Santos bunu hissettirmişti bize.
Andre Santos’la bu takıma beraber gelen ve aynı yolda ilerleyen bir oyuncu daha vardı sahada; tabi farketmek biraz zor oluyo oynadığı oyun itibariyle:Cristian Baroni. Geldiği günden beri vasatın üsütüne çok az maçta çıktı.Çok az maçta oyunda olduğunu belli etti. Tamam çok az maçta sevindirdi, mutlu etti, memnun etti bizi.Yine tamam hiçbir Fenerbahçe’li memnun değil Cristian’ı bu takımda görmekten tıpkı Bilica gibi. Ama oynanan maç bunu belli etmenin yeri değil, olamaz da hiçbir zaman, her ne yaparsa da yapsın. Gelin hep beraber maçtan sonra gösterelim protestomuzu, hep beraber isyan edelim bir ağızdan Cristian’a. Ama bunu adam –beğenmesek de- işini yaparken yapmayalım artık.
Maçı en kolay açıklayan fotoğraf…

21 Kasım 2010 Pazar

Yeniden ve Uzunca…

Tesadüf ama bugün burda hiç yazmayalı tam 3 ay olmuş.Belki yine fazlasıyla tesadüf ama bugün gözlerimi bu dünyaya açtığım gün, 21 Kasım..

Artık burayı toparlama, düzletme ve tamamen buraya odaklanma vakti.Ev taşıma telaşı, ardından gelen vizeler falan filan derken tam 3 aydır bi kelime yazmamışım cidden. Tabi buna bi de twitter kolaylığını da eklemek lazım.

Bugünden itibaren tüm mazeretlerimden kurtuldum, en azından şimdilik öyle düşünüyorum.Kısacası tamamen buraya odaklancak kıvama geldim sonunda. Yeniden ve uzunca bi süre tekrar buralardayım. Tek amacım var kendimi tatmin etmek…