11 Aralık 2010 Cumartesi

Klişeleşmiş Deplasman Maceraları: NEWCASTLE 3-1 LIVERPOOL


Artık iyice su yüzeyine çıkmaya başladı deplasman fobimiz.Yavaş yavaş belli oluyor ki bu ligi Anfield'dan alabildiğimiz maksimum puanla bitirebileceğiz belki de bundan en fazla 10 puan fazla. 17.hafta itibariyle deplasmanda alınmış sadece 1 galibiyet var o da Bolton'a karşı zorla alınmış 3 puan. Bir de sevinmemiz gereken 2 beraberliğimiz var Birmingham ve Wigan gibi iki takıma karşı.Malesef bu seneki durum bu kadar vahim işte.

Maça gelince ilk yarı yine berbat bir oyun vardı sahada.Bu kötü oyunun sonucu erken sayılabilecek bir dakikada Nolan 1-0 öne geçirmeyi başardı Newcastle'ı.Kalan yarım saatlik bölümde sadece ilk yarının bitmesini bekledik, bunun dışında Torres hariç hiç bir çabalama, hareketlenme, hiç bir niyet yoktu gol için. 2.yarı başlamadan önce Roy'un soyunma odasında yapacaklarına güvenerek, inanarak bir 'belki' vardı içimizde. Aslında istatistikler bu 'belki'yi anında çürütüyordu.Çünkü ligin bu bölümüne kadar soyunma odasına mağlup gidip galip geldiğimiz hatta beraberliği kurtardığımız bile olmamıştı.

2. yarı başlar başlamaz o iç karartıcı istatistiği unutup, umutlandık tekrar.Golden önce golün geleceği apaçık belliydi. Kuyt attığında şaşırmadık hiç. Şaşırdığımız şey golden sonra gelen olgun ataklardan bir türlü gol çıkmamasıydı.Tabi o kadar yüklenmenin üstüne gol gelmeyince o meşhur klişe(söylemeyeceğim şimdi algıda bişeycilik yapıp anlayın siz) gerçekleşiyor ve mağlup duruma düşüyoruz derken Carroll skoru ilan ediyordu. 3-1.

Maç öncesinde bizi umutlandıran bir çok faktör vardı. Zaten bu yüzden üzülüyor değil miyiz. Yoksa alıştık artık deplasman galibiyetsizliğine. Maç öncesinde Newcastle'ın yeni hocası, taraftarların sevgilisi(!) Pardew'le ilk maçı olması hatta hemen hemen ilk günü olması biraz umut bırakıyordu içimize. Ama yine galip çıkan istatistikler oldu ve deplasman fobisi devam etti. Sırada Anfield'da mağlup olduğumuz Blackpool var. Bu sefer hem şeytanın bacağını kıracağız hem rövanşı alacağız. İnanıyoruz ya da sadece öyle istiyoruz..

Gökçeklerin Futbol Anlayışı ve Fenerbahçe

Ankaragücü yönetimi bilet fiyatlarını 135 TL olarak açıkladı.Evet evet Fenerbahçe'yi Ankara'da izlemenin bedeli tam 135 TL.Sadece stadyuma girmenin bedeli 135 TL...135...135...135...(mert aydın stayla:)) Tabi ki Fenerbahçe'nin bir maçını izlemek paha biçilemez mantığıyla eğer Ankara'da olsaydım yine son 3 sene yaptığım gibi ne pahasına olursa olsun paraya kıyıp girerdim yine o stada. Ankara'da kaldığım 3 sene boyunca hep yenildim Gökçeklere, gerek Ankaragücü gerek Ankaraspor maçları olsun bütçeye çok büyük zararlar verse de gittim. O zamanlar durum bu kadar vahim değildi hani 135 TL verme gafletine düşmemiştim.Bu durum gösteriyor ki Gökçekler doymuyor, gün geçtikçe daha fazla daha fazla artıyorlar bilet fiyatlarını. Aslında biliyorlardır onlarda Fenerbahçe taraftarını, tanımışlardır artık bizleri. Ne pahasına olursa olsun, tüm zor koşullara rağmen ne zaman yalnız bıraktık ki? Hep koşmadık mı çubuklunun arkasından?
Yıllar önce çıkmış bir Fenerbahçe albümü vardı.Hatta o zaman cd falan yoktu kasedini aldırmıştım babama yalvara yalvara. Oradan bi kaç mısrayla bitireyim sözlerimi..

****Yağmur, çamur demem her maçına gelirim, yollarına düşerim Fenerbahçem...

*Yağmurlarda, çamurlarda, İstanbul'da, deplasmanda. Senin için çektik cefa, hakkimiz bu mu kanarya ?

*Ne sinema, ne tiyatro, ne de İstanbul'da bir gece. En büyük eğlence Fenerbahce.

27 Kasım 2010 Cumartesi

İstanbul B.Ş.B.Spor-Fenerbahçe Maç Önü:En Zor Deplasman

Son yıllarda deplasmana gidip de en çok üzüldüğümüz deplasmandır İ.B.B maçları. Her seferinde aynı umutla, aynı şevkle tek amaçla gittiğimiz maçlarda henüz yüzümüz gülmedi.Aslında belki de bazı yönlerden küçümsüyoruz hala Belediye maçlarını. Yok taraftarı yokmuşmuş, yok ligin tecrübesiz takımıymış derken 3 sezondur henüz galibiyet göremedik deplasmanda.

Fenerbahçe açısından en ilginç deplasmanların başında gelir İstanbul Büyükşehir Belediye deplasmanı.Bizim açımızdan birçok pozitif yönü bulunsa da aynı oranda olumsuz özelliği de var bu deplasmanın.Öncelikle fazla deplasman gözüyle bakılmıyor İstanbul dışına çıkılmadığı için.Bunun yanında bu sadece futbolcular, yöneticiler gibi üst düzey kişileri olumsuz yönde etkilemiyordur,rahatça gidilen bir deplasman gözüyle bakıldığı için.Ama bir de taraftar bakış açısı var.Arabasız taraftarların Olimpiyat Stadı'na ulaşmak için çektiği eziyet belki de taraftarlar için en zor deplasman kavramını onaylıyor.

Fenerbahçe açısından baktığımız zaman geçen hafta alınan 5 gollü Bucaspor galibiyeti yüzlerimizi güldürdü biraz olsun ama yenilen 2 gol düşündürmeye de düşündürmeye itti bizi yine savunma anlamında.Cezası biten Lugano'nun dönüşü bu sefer de sakatlık yüzünden ertelendi.Gökhan Gönül'ün de durumu da kesin olarak belli olmasa da yerine oynayacak oyuncunun Daum zamanındaki gibi stoperden devşirme sağ bek Bekir değil de Aykut Hoca'nın çıkarttığı Okan Alkan'ın oynama ihtimali fazla düşündürmüyor bizi. Geçen hafta oynana Buca maçında laubali tavırlarıyla dikkat çeken Andre Santos'un bu hafta yerini tekrar Caner'e bırakmasını bekliyorum. Bununla beraber maç içinde sık sık ıslıklanan Cristian'ın da hafta hafta içinde Aykut Hoca'nın yaptığı açıklamalara bakarak kesik yemeden sahadaki yerini alacağını düşünüyorum.
Beklenen 11:


İstatistiklere bakarak biraz da rakamlarla maç önüne bakalım:
**İ.B.B'nin sezonun bu bölümüne kadar yediği gol sayısı sadece 12. Fenerbahçe'nin ise 18.Atılan gollere baktığımız da ise Fenerbahçe'nin 35-19 üstünlüğü bulunuyor.3 sezonda aramızda oynanan maçlarda ise İ.B.B'nin gollerde 8-6 üstünlüğü bulunuyor
**Bizim açımızdan korkutucu olan bir istatistik var ki şu ana deplasmanda sadece 2 galibiyetimiz var; onlarda Kasımpaşa ve Konyaspor gibi ligin en vasat 2 takımı karşısında alınmış galibiyetler. Bu alınan 2 galibiyete rağmen deplasmandaki gol istatistiklerimize baktığımızda 14-11 ile attığımız goller üstün. Bu istatistiği sağlayan da Kasımpaşa ve Konyaspor'a atılan toplam 10 gol.
**İ.B.B lige çıktığından beri aramızda oynanan maç sayısı 6. Bu maçlarda henüz deplasmanda puan göremedik.Kendi evimizde oynadığımız maçlarda ise 2 galibiyet ve 1 beraberliğimiz var İ.B.B'ye karşı.

23 Kasım 2010 Salı

Sevinirken Üzülmek


Fenerbahçe:5-2:Bucaspor


Kadıköy’de farklı alınan bir galibiyet daha.Şöyle skora ve ilk 30 dakikada oynanan oyuna bakıldığında doyurucu, umutlandırıcı ve fazlasıyla sevindirici bir futbol vardı sahada Fenerbahçe açısından.Alex’in ilk yarım saatte müthiş oyununa kelimeler kifayetsiz kalır. 3000. golü attıktan sonra, sahada kaybolan bir Alex yoktu bugün.Aynı azimle, hırsla mücadele eden isteyen bi Alex vardı. Ve tabi ki ardından yine Alex’le gelen 3001. ve 3002. goller. Herşey 3-0’a kadar güzel ve olumlu gelişti, olması gereken herşey tıkır tıkır ilerledi.Hatta bi ara Aykut Hoca’nın bile kulübeden çıkıp güldüğünü bile gördüm hani:)
İkinci yarı işler biraz değişti. Güzel oyun yerini rölantiye alınmış, bitmesi beklenen bir maç halini almışken, korkulu rüyamız olan yan toptan yine bir gol yiyerek biraz uyandık sanki.Golden sonra yine 2.yarı korkusunu hissetmedik değil hani. Herkesin ağzında dolaşan eğer sadece ilk yarıları değerlendirirsek Fenerbahçe lider sözü akıllara tekrar gelmeye başladı ve korkmaya başladık her ne kadar rakip Bucaspor olsa da. Tam bu duygular yoğunlaşmak üzereydi ki Niang zekasını, tecrübesini, klasını ve daha bilimum pozitif özelliklerini kullanarak müthiş bir golle rahatlattı takımı.Tabi bu golde Semih ne güzel bir duvar olduğuna da pas atmasak olmaz. Bu golden 5 dakika sonra Dia-Niang-Semih ortaklığındaki müthiş paslaşmalarla fark 4’e çıkıyor ve iyice rahatlıyorduk artık.Tabi fazla rahatlık ve laubalilik(bkz.Santos) 1 gol daha yiyerek maçın skorunun şekillenmesine sebep oluyordu.
Maçın kısa özeti böyleydi.Bu maçta çok şey vardı aslında sevinmemiz gereken.Öncelikle Fenerbahçe’de yıllar sonra da adının hatırlanmasını sağlayacak golü attı Alex de Souza.Kaldı ki Alex’i 3000. gol olmasa da unutacak insan tanımıyorum.Alex sayesinde kendimi o kadar şanslı hissediyorum ki.Yıllar sonra Alex’li Fenerbahçe’yi yaşadım,gördüm tanıklık ettim ben diyerek kendimden küçüklerime anlatacağım hikayenin başkahramanı olacak Alex de Souza.Fenerbahçe tarihi için önemli olan 3000. golü atarken; yıllar sonra aynı maçta 23 dakikada Alex de Souza hat-trick yaptı diye anılacak olması ne güzel bi olaydır.

Bir başka sevindirici olay ise Gökay gibi 18 yaşında bir gencin bugün sahada bana göre futbolun en önemli mevkisinde orta sahanın göbeğinde görev almasıydı.Tabi bizim fazla alışık olduğumuz şeyler değil bu tip genç oyuncuları hazırlık maçları dışında sahada görmek. Gökay’ı maç başlamadan 11’de görmem bile oyununu izlemeden sevinmeme yetmişti.Gökay maçta da bu sevincimi boşa çıkarmadı.Hiç yılmadan pres yaptı, koştu en önemlisi yanındaki abisinin yapmadığını yaptı çabaladı. Bu yaptıklarıyla beraber Gökay bugün sahanın en çok koşan ismi olmayı başardı.
Bir başka güzellik ise bugün sahada olan iki takımdı.Fenerbahçe’nin laciverte yakın gördüğüm mavi formasının karşısında sapsarı formayla Bucaspor vardı.Daha ne kadar güzel olabilir ki renkler.

Bu güzelliklerin yanında gelecek için düşündürücü, gün için üzücü anlar da vardı tabi ki. Bi kere gol yeme alışkanlığımızdan yine vazgeçemedik.Lig de bugüne kadar deplasmanda sadece 2 gol atabilen Bucaspor’dan 2 gol yemek nereye yoğunlaşmanın gerekli olduğuna işaret ediyor aslında.Yan toplarda yenilenler -Rıza Çalımbay tabiriyle “basit goller”- artık milli takımla birlikte bizim de fazlasıyla uğraşmamız gereken pozisyonlardan.Yediğimiz 2. gol ise sadece işini ciddiye almamaktan ve laubali davranmaktan kaynaklanan gelen bir gol. Zaten golden önce de bir pozisyonda Andre Santos bunu hissettirmişti bize.
Andre Santos’la bu takıma beraber gelen ve aynı yolda ilerleyen bir oyuncu daha vardı sahada; tabi farketmek biraz zor oluyo oynadığı oyun itibariyle:Cristian Baroni. Geldiği günden beri vasatın üsütüne çok az maçta çıktı.Çok az maçta oyunda olduğunu belli etti. Tamam çok az maçta sevindirdi, mutlu etti, memnun etti bizi.Yine tamam hiçbir Fenerbahçe’li memnun değil Cristian’ı bu takımda görmekten tıpkı Bilica gibi. Ama oynanan maç bunu belli etmenin yeri değil, olamaz da hiçbir zaman, her ne yaparsa da yapsın. Gelin hep beraber maçtan sonra gösterelim protestomuzu, hep beraber isyan edelim bir ağızdan Cristian’a. Ama bunu adam –beğenmesek de- işini yaparken yapmayalım artık.
Maçı en kolay açıklayan fotoğraf…

21 Kasım 2010 Pazar

Yeniden ve Uzunca…

Tesadüf ama bugün burda hiç yazmayalı tam 3 ay olmuş.Belki yine fazlasıyla tesadüf ama bugün gözlerimi bu dünyaya açtığım gün, 21 Kasım..

Artık burayı toparlama, düzletme ve tamamen buraya odaklanma vakti.Ev taşıma telaşı, ardından gelen vizeler falan filan derken tam 3 aydır bi kelime yazmamışım cidden. Tabi buna bi de twitter kolaylığını da eklemek lazım.

Bugünden itibaren tüm mazeretlerimden kurtuldum, en azından şimdilik öyle düşünüyorum.Kısacası tamamen buraya odaklancak kıvama geldim sonunda. Yeniden ve uzunca bi süre tekrar buralardayım. Tek amacım var kendimi tatmin etmek…

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Deivid'de Geldi Geçti



Fenerbahçe'ye gelip asla unutulmayacak Brezilyalıların arasına girmiş bir oyuncu. Gerek attığı müthiş goller, gerek gollerden sonra yaptığı akrep dansıyla tüm Fenerbahçelilerin kalplerinde yer edilmiş bir sambacı daha koptu takımdan.
Sevilla maçındaki performansı, Inter'e attığı müthiş vole, Chelsea'ye metrelerce uzaktan attğı golle muhteşem zaferler tattıran Deivid de Souza'da geldi geçti bu takımdan.
Artık Deivid'e bir başka üstadın yanında, Zico'nun yanında, Flamengo'da başarılar...

17 Ağustos 2010 Salı

Bernabéu'da Bir Türk


Dünya Kupası'ndan beri beklenen transfer sonunda gerçekleşti.Real Madrid sonunda Werder Bremen'le anlaşarak Mesut'u renklerine bağladı.Aslında bu transfer sonuncunda belki de en çok sevindiren Mourinho'nun(sevmesem de)elinin sonunda bir Türk'e değecek olması. Tabi illa ki Mourinho'nun sihri Mesut'a da tutacak diye baştan bir şey söylemek büyük atmak olur.

Tabi yarı Alman olsa da bir Türk oyuncunun Real Madrid'de oynayacak olması büyük olay. Yapılan 6 yıllık kontrat da bizi sevindiren nedenlerden.Uzun yıllar Real forması giyecek gibi görünen Mesut'a Mourinho'a ellerinin uğurlu gelmesi dileğiyle...

6 Haziran 2010 Pazar

Bence Bu Takımda İş Var



İşte Dünya Kupası daha başlamadan kaybeden futbolcular.Her gün art arda gelen tatsız haberlerden sona sonunda böyle bir takım çıktı ortaya.
Defansın 3'lü olaması mecburiyetten aynen yedek kaleci eksikliği gibi.Orta sahanın çok sağlam olduğuna herkes hemfikirdir herhalde.Gol yemezse nasılsa bir gol atar bu takım.
Neyse; işte bu yaz televizyon başında izlemekten mahrum kalacağımız yıldızlar...
Herhalde bu yaz bizlerle aynı kaderi paylaşanlar takımı da diyebiliriz bunlara....

4 Haziran 2010 Cuma

Yok Artık Lebron James

Bizim basından bu haberi de duydum ya artık ölsemde gam yemem

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Lazio'yu Sevememek İçin Nedenler...

Bugün oynanan Inter maçıyla birlikte neden bu takımı sevmediğimi bir kez daha anladım.
Hangi takımın taraftarı gol yedikçe gol diye sevinebilir ki?Hangi taraftarın hoşuna gider takımının gol yemesi?
İşte bu kafatasçıların hoşuna gidiyo,zevke geliyorlar,tatmin oluyorlar kendi takımları gol yedikçe.Tabi bunda Totti'nin kışkırtıcı hareketlerinin de etkisi olabilir ama bir takım neden bunun öcünü kendi takımına ihanet ederek alır ki?Hangi takım rakipleri şampiyon olmasın diye takımının yediği gole gol atan takımdan fazala sevinebilir?
Tamam dedim ya başlıkta Lazio'yu sevememek için nedenler diye.Herhalde sadece bir maçta oluşmuş öfke değil bu.Gelelim bunun öncesine...

*Bi kere kafadan siyasi görüşleri itiyo beni.Mussolini kökenli aşırı faşist,sağcı pisliklerden oluşuyor.

*Paolo di canio gibi pis, faşist bir futbolcuya sahip olmuş bir takım olması.(hitlerin arkasından gittiğini açıklayan ve bir maçta hitler selamıyla taraftarı selamlayan piçin teki)

*Senelerdir ırkçılığın en üst seviyesinde bulunuyorlar.Bırak zenci futbolcuyu çikolata tenli adam bile oynayamazdı eskiden(tüh be lazio'da oynayamıcam:(()

*Şampiyonluk kazandıkları sene bile federasyon binasına saldıran takım.

*Livorno ve Roma'nın(severim kerataları) baş düşmanları olması.

*Şikeyle yakın dost olduğundan.
gibi daha da çoğaltabileceğim birçok nedenden dolayı nefret ediyorum bu takımdan...

***Buraya o pisliklerin fotoğrafınını koymaya elim gitmedi.Onun yerine beni en çok sevindiren maçlardan birini hatırlatayım dedim

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Şampiyonluk Kokuyor...

Ligde son 3 haftaya girerken,maç öncesinde herkes gibi bende kötü oynayalım ama yine de 3 puanı alalım modunda gittim maça.Ne olursa bugün 3 puanı alacaktık,almalıydık...
Maç başladığında bu haftada,bu stresle hiç beklemediğim bir futbol ortaya koydu Fenerbahçe.Sürekli pas yapan,topu beklemeyen topu rakipten çok isteyerek sürekli topa koşan,isteyen,ısıran, mücadele eden, rüzgar gibi esen bir takım vardı bugün sahada.



Maçın ilk düdüğünden itibaren fırtına gibi başladık maça.İlk 45 dakika oynadığımız muhteşem ötesi futbol dev! kaleci Ivesa'nın da kafasını döndürmüş olsa gerek ki yediği 2 golde de hatalıydı.(Şimdi bu gollerden sonra bazı koca kafalar başlar vıdı vıdı yapmaya yok şikeydi,yok Aziz Yılsırım şöyleydi blablabla... )Ancak o golleri yemese bile ilerde çok kalabalık bulunan, sürekli pas yapan ve Alex,Özer gibi sihirli ayaklara sahip olduğumuz için o golü her türlü bulacaktık.Nitekim 2-0 dan sonra geçmiş maçlardaki gibi rehavete kapılan,rahatlayan bir F.Bahçe yoktu sahada.Mağlupmuş gibi sürekli kontrollü bir şekilde atak ve pas yapmaya devam eden bir takım vardı sahada.Ancak lig başladığından beri devam eden bir şekilde bu maçta da cömertçe bol bol gol kaçırmaya devam ediyorduk derken fırtına gibi oynadığımız ilk yarı sonlanıyordu.

İlk yarı oynanan hızlı futbola ikinci yarı başladığında ara verdi F.Bahçe.Artık çarşamba günkü finali de düşünen takım artık rölantiye alarak aktif dinlenme yaptı.Bu dakikadan sonra takımı arkadan iten muhteşem bir güç vardı:12.adam...Bu maçta da görevini tam anlamıyla yerine getirerek 2. yarının yıldızı olmay başardı.



Artık bir zorlu rakibi de geride bıraktık.Şampiyonluk kokusu bu maçla beraber daha da keskin gelmeye başladı.Bu maçta;
*bize yıllar sonra frikik golü hediye eden Kralex,
*koştuğu kadar zekasını ve klasını da konuşturan Özer,
*yaptığı müthiş mücadele,hırs ve çalışkanlıkla ile Emre ve Topuz,
*basit futbolla boyunun ölçüsünü bildiği kadar çok kritik pozisyonlarda ortaya çıkan Selçuk bugün galibiyette göze batanlar başlıca futbolculardı.Onlara ve bugün hatasız oynayan tüm takıma bir teşekkür borçluyuz herhalde.

30 Nisan 2010 Cuma

Yanından Karşısına...

Belki de bu sene tarihin en ilginç finallerinden birine şahitlik edeceğiz.Yarı final maçına kadar herkesin nerdeyse kesin finalde gözüyle baktığı Barca'nın finale çıkamaması,Manchester Utited'ın 2 maçta da öne geçmesine rağmen daha yarı finalde elenmesi,Los Galacticos(finalin bir diğer bankosu)'un yine hüsranla Avrupa defterini kapatması bu finali bir hayli ilginç kılıyordu.


Her şeye rağmen finale çıkan 2 takımındaki patronlar da iyice heyecan katıyordu final yarışına.Şöyle ki teknik direktörlük kariyerinde birçok bilgiyi kazandığı hocasının karşısına çıkacak bu maçta Mr. Mourinho.van Gaal Barcelona başındayken onun yardımcılık görevini üstlenen Mourinho bu maçla birlikte artık tam olarak rakibi oldu van Gaal'in.

Yıllar önce van Gaal ile aynı benchte oturan Mourinho finalde karşısında olacak...

Athletico'yo Sevinmek Liverpool'a Kahrolmak



Maç başlamadan bir türlü karar veremedim hangi tarafta yer alacağıma, kim gol atınca daha çok bağıracağıma, kime daha çok küfür edeceğime....(bunun sonu gelmez herhalde)Ama ikisi içinde ortak yapacağım hakeme bol bol söylenmek.(aslında gassaray ve valencia maçlarında hakemlerin çok ekmeğini yedik bu maçta liverpool için bişeyler bekliyordum.)

Neyse artık taraftarlığım maç başlayınca spontane gelişir diyerekten başladım santrayı beklemeyi..Maç başladığında anladım içimdeki Liverpool sevgisini hiçbir şeyin bastıramayacağını.

Bu sene 2 takımdan da çok çekmiştim aslında.Tam artık toparlanırız derken Şampiyonlar Liginden elendik..Hoop bi anda hiç alışık olmadığımız bi yerde UEFA'daydık..Hazır gelmişken de almadan gitmeyelim diyerekten umutlanmıştık artık.Bu seneki ligdeki Avrupa daki tüm başarısızlığa rağmen...

Athletico Madrid'e gelince aslında Liverpool dan hiçbir farkı yoktu.Lig başladığında kadroya bakıldığında PES'teki Managerlardaki rüya kadroların sonuca dökülerek bi başarı bekleniyordu.Ama Şampiyonlar Liginden kılpayı Uefa'ya gelip, galip bile gelemeden Liverpool karşısına çıkmışlardı.İlk galibiyetlerini de Liverpoola karşı almak hoş olmuştur herhalde.Ama anlaşılan ilk galibyet onlara yetmemişti ve finali görmek istiyorlardı.

Artık gelelim maça...İlk yarı Liverpool'un üstünlüğüyle geçti ama keşke ilk yarıda 1 gol bulsaydık derken Aquillani Kop'u ayağa kaldırıyordu.(Benim kuponu da yatırıyordu ama neyse yatan kupon olsun diyerekten gooooooool sevincini boğazım yarılırcasına yaşadım.)
İyi ilk yarı istediğimiz gibi bitti 2. yarı bi gol bulup yatarız diyorduk.Ama bu yarıda mutlaka bi gol bulmalıydık...Maçın uzatmaya kalma ihtimalini düşünemiyordum.Aslında düşünmek istemiyordum.Çünkü yedekte oyuna girip sonuca etki edecek tek oyuncu N'Gog (Utanıyorum bunu söylemekten:(( )...Neyse artık öyle böyle gol bulamamıştık.Maç uzadı artık.Ama bu üzüntümü sevince çeviren bir İsrailli oluyordu ama neyse artık.Benayoun attığı golle tamam artık finale kalırız herhalde diyordum ki bu seneki korkulu rüyam geldi aklıma.D_E_F_A_N_S...
Glen Johnson'da ne oynadı be arkadaş diyorduk ki ona nazarımızı değdirdik ve Forlan'ı kaçırarak final umudumuzu bitirdi...
Artık hiçbirşey beklemiyordum.Rafa'ya da kızamıyordum çünkü oyuna girecek oyuncu yok...El zhar,Pacheco ne katacak ki bu takıma??



Öyle böyle elendik...Bu seneyi de kupasız kapatarak başımızı öne eğdik.Kazanana da çok üzülmedim aslında.(Burda gassarayın olma ihtimali gelince aklıma)...
Neyse artık Hamburg yolcuları belli oldu.Ne yazıkki Hamburg kendi evine gidecek doğru yolu bulamadı.Ath.Madrid-Fulham...
Azcık da olsa sevdiğim için Athletico sempatik geldiği için Fulham...(Ama adamlara haklarını vermek lazım o kadar mütevazi bütçeyle buraya kadar geldiler.Ne de olsa bu sen Avrupa'daki en başarılı İnigliz takımı...)

24 Nisan 2010 Cumartesi

O Kadar da Değil



***Tottnehem Man.Utd. maçından önce arka arkaya iki 2-1'lik galibiyet elde etmişti.Bu galibiyetleri öne çıkaran da yendiği takımların Chelsea ve Arsenal olmasıydı.
***Hadi yarım yamalak Arsenal yenmek Wigan'dan da gördüğümüz gibi fazla sükse yapıcı bir galibiyet olmasa da hemen 1 hafta ardından, puan kaybının can kayacağı haftalarda Chelsea'yi yenmek Ada'da büyük olay olmuştu.
***Bu maçlarda Redknapp kendi oyun felsefesini her iki takıma da oynatarak Ancoletti'yi ve Wenger'i mağlup etmeyi başarmıştı.
Ancak bu sefer karşısında Sir Alex Ferguson vardı.Tabi ki işi hiç de kolay değildi.Üstüne bu maçı Tottenham geleneksel yapısından dolayı zorlaştıran başka bir neden daha vardı...
***Tottenham son 18 yıldır bir başka deyişle son 66 maçtır big four'un hiçbirini deplasmanda yenme başarası gösterememişti.
Bu sefer hazır big four'un ikisini yenmişken neden üçüncüsü de olmasın diye akın etmişti Spurs taraftarı Old Trafforda.



*******Manchester United:3-1:Tottenham

Maç başlamadan önce ettiğimiz bütün hayalleri yıktı yine Giggs ve ekibi rahat bir galibiyet elde ederek.
***Bu maçta kendisinden söz edebileceğimiz 3 kişi göze battı.
1.si yine yeni yeniden Sir Alex tabi ki .Yarattığı kadro uyumunu,dünya futboluna kazandırdığı yıldızları, hala menajerlik hayatının ilkbaharındaki gibi saha kenarında,ağzında cikleti, sahadaki en heyecanlı kişiydi yine.Ona ne kadar teşekkür etsek az herhalde bize yaşattığı bu futbol güzelliklerinden dolayı.(Bir Liverpool'lu olmama rağmen)

2.olarak Nani ye gelelim. 2 yılda katettiği büyük aşama göze batmaya başladı artık.Artık hakederek giyiyor Şeytanların formasını.Aslında bu yıl birini de hatırlatıyor futbolseverlere fazlasıyla.İsmini söylemeye gerek yok.Acaba onun yerini doldurabilir mi? gibisinden yürütülen birçok soruya Nani muhteşem futboluyla O! dahil herkese gönderme yaptı bugün.(Son dakikada da sahanın içine sıçtın hani.)

Son olarak sıra veteran yıldıza geldi sıra. RYAN GIGGS...Ne söylesek boş aslında onun için.Yıllardır hiçbir şey kaybetmediği performansı, hızı, gençlere taş çıkartan çalışma azmi...Yine Ryan Giggs deyince söz Sir Alexe gelcek ama yeterince teşekkür ettik ona.Ryan Giggs gibi bir yıldızın futbolunun ilkbaharına yetişememiş olmaktan büyük acı duysam da sonbaharına tanıklık ettiğim için kendimi şanslı hissediyorum aslında...
Her şeye rağmen sanki yakalayacaklar bu sene bizi... :(

23 Nisan 2010 Cuma

NE? NERDE? NE ZAMAN?

23 Nisan Cuma

21:30 Bochum - Stuttgart; Trt 3

24 Nisan Cumartesi

13:00 Siber - Cska Moskova; Spormax
14:45 Manchester United - Tottenham Spormax
16:30 M.gladbahch - Bayern Münih; Trt 3
19:00 Barcelona - Xerez; Ntv
19:00 Inter - Atalanta; NtvSpor
19:00 Beşiktaş - Sivasspor; Lig Tv
19:30 Arsenal - Manchester City; Spormax
19:30 Werder Bremen - Köln; Trt Haber
21:00 Real Zaragoza - Real Madrid; NtvSpor
22:00 PSG - Rennes; Kanal A

25 Nisan Pazar

00:10 Estudiantes - River Plate; NtvSpor
14:00 Aston Villa - Birmingham; Spormax
16:00 Juventus - Bari; NtvSpor
16:30 Hoffenheim - Hamburg; Trt 1
16:30 Hibernian - Rangers; Futbol Smart
17:00 Burnley - Liverpool; Spormax
18:00 Chelsea - Stoke City; Spormax
18:00 Toulouse - Auxerre; Kanal A
18:30 Freiburg - Wolfsburg; Trt 3
19:00 Galatasaray - Bursaspor; Lig Tv
21:45 Roma - Sampdoria; NtvSpor
22:00 Marsilya - St Etienne; Kanal A

21 Nisan 2010 Çarşamba

120 Liraya Kasımpaşa Maçı Var mı İsteyen??



Pazar günü Recep Tayyip Erdoğan Stadı'nda başlayacak maç için ev sahibi Kasımpaşa, bilet fiyatını iki takım taraftarları için de 120 lira olarak belirledi.Üstelik VIP biletleri de 500 liradan satılıyor.

Şimdi gelelim Avrupa'daki piyasaya.Hafta sonu İngiltere Premier Lig'de sezonun en güzel maçlarından biri oynanacak.Arsenal-Manchester City...Bilet fiyatları İstanbul'da Cenk Akyol,Murat Şahin,YILMAZ VURAL'ı(namıdiğer şarlatan)izlemekle aynı para.40 pound.
Eeee demek ki fark yokmuş değil.Para aynı ama karşında kimler yokki...
Hadi canın Stamford Bridge'te Chelsea maçı izlemek istedi.Chelsea-Stoke maçı var Stamford Bridge'te bu hafta.Bilet fiyatları £22.50 ile £350.00 arasında değişiyor.Yani sana bana da bilet var Abromaovich'in kankalarına da.Bizde ki gibi sadece yönetimgillere değil.
Konuyu İtalya'ya getirsem futbol aşıkları Türkiye'den İtalya'ya göç etmeyi düşünebilirler.Onun için İtalya'ya hiç girmiyorum.
Yani sadete gelince Kasımpaşa gibi kulüpler ve yöneticiler! olduğu sürece bizim binlerce kişilik! statlarımız dolmaz,dolamaz.

(Hele bi İzmir takımı çıksın Süper Lige fiyat ne olursa olsun kombine almayan ne olsun :))

11 Nisan 2010 Pazar

Inter'in Hegomonyası Bitiyor mu?


Dünkü Fiorentina-Inter mücadelesinin (Clasico nedeniyle)sadece izlediğim ilk yarısında Inter alıştığımız biçimde defansif anlamda iyi olduğu kadar Cambiasso, Sneijder ikilisyle ofansta istediği futbolu ortaya koyamamıştı bir türlü.Yine de ilk yarıda yediği golün üstüne 2. yarıda öne geçme fırsatını da bulmuşlar derken Per Kroldrup Eto'o dan 1 dakika sonra beraberliği yakalamış.Ve maçın skorunu ilan etmiş.

Bugün oynanan maçta Roma ilk 30 dakikada bulduğu gollerle 2-0 öne geçti ve maçı rölantiye alarak 1 gol yese de liderlik koltuğuna oturmayı başardı.Ligde haftalardır lider olan Inter kendisini Serie-A ya fazla görmesinin cezasını çok kötü bir virajda, kötü bir şekilde çekti.Haftalardır beklediğimiz liderlik koltuğuna 23 haftadır kaybetmemenin verdiği haklı gururla sonunda göğsümüzü gere gere oturduk.Artık bitirelim şu Inter'in İtalya'daki havasını...

İşte kalan maçlar:

Lazio vs. ROMA
ROMA vs. Sampdoria
Parma vs. ROMA
ROMA vs. Cagliari
Chievo vs. ROMA

Inter vs. Juventus
Inter vs. Atalanta
Lazio vs. Inter
Inter vs. Chievo
Siena vs. Inter

6 Nisan 2010 Salı

YAKIŞTIĞIN YERE HOŞGELDİN



Yaklaşık 1 yıl önce kimsenin beklemediği bir şekilde Premier Lige veda eden Newcastle alıştığı lige tekrar ve erkenden merhaba dedi.Newcastle küme düştüğüne herkeste acaba sonu Leeds gibi olur mu korkusu vardı.Fakat The Magpiesler kaliteli kadrosuyla,inanarak geçirdiği 1 sezon sonra tekrar Premier Lige döndü.Tabi bu geri dönüşte sportif direktör olarak görevdeki Shearer'ın da katkısı olmuştur

2010 TÜRKİYE




5 Nisan 2010 Pazartesi

BROTHER TEAMS



İrlanda Ligin'den bir takım: Drogheda United.
Takım İrlanda Premier Ligin'de şampiyonluğa oynayan,İrlanda'nın sayılı takımlarından.
Bu takımı diğer İrlanda takımlarından ayıran bir özelliği var.Drogheda United, Trabzonspor'un kardeş takımı olmakla birlikte ambleminde ay yıldız taşıyor.Peki bu İrlanda takımındaki Türk sevdası nereden geliyor?
Asırlar öncesinde yaşanan kıtlıktan en çok etkilenen kesimlerden biri de Drogheda şehri olmuş.Bu kıtlığa kayıtsız kalmayan Osmanlı Devleti İrlandalılara yardım etmek ister ve yardım eder.Osmanlı gemilerinin getirdikleri tahıl ve gıda maddelerini bırakabilecekleri en uygun yer ise dönemin en işlek ticaret limanı olan “Drogheda Limanı”ydı. Yapılan yardımlar sayesinde halkın büyük bir sevgisini kazanan Osmanlı’nın anısına şehrin sembolüne ay-yıldız verildi.Sembolü ay yıldız olan takım Trabzonspor ile aynı renkleri taşımakta olduğu gibi Trabzonspor'un kardeş takımıdır.

4 Nisan 2010 Pazar

Her şey İçin Teşekkürler...

alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5456345659961336866" />



INDESIT AVRUPA ŞAMPİYONLAR LİGİ 2.Sİ

Öyle Penaltıya Böyle Nokta



İşte penaltı pozisyonu...
Düşünsenize böyle bir penaltının Fenerbahçe'nin lehine verildiğini ve muhalif görüşlerin hakem konuşmalarını,rakiplerin bağırışlarını,medyanın hakemlere yapacağı baskıyı, Aziz Yıldırım'a yapılacak hakaretleri...Bunları böyle daha çoook uzatabiliriz.
Tamam yanlış bir penaltı verildi.Hakem hatası der geçeriz.Peki ya Ivankov'un bir penaltı noktası daha önden atmasına ne demeli?

30 Mart 2010 Salı

Riazor'da Türk Bayrakları




Bundan yıllar önce Akdeniz sularında efsaneler yaratan Barbaros Hayrettin Paşa, İspanya’da yiğitliği ile ünlü Galicia bölgesinin delikanlıları tarafından büyük destek görmüş.Bu işbirliğini içlerine sindiremeyen rakip kent Vigo’nun halkı ise La Coruna’ya Türklerle ortaklığa girmelerinden dolayı, onlara El Turko yani "Türkler" adını takmışlar.Aslında bunu ismi takarken asıl amaçları onları aşağılamaktı.Ancak Galicialılar bu isimden aksine hoşlanarak ve "Biz Türk gibi güçlüyüz" diyerek bu ismi almışlar.O günden bugüne Deportivo taraftarı her maçta en az bir Türk bayrağıyla çıkmış maçlara.Bu gelenek o günden bu güne sürmektedir.

29 Mart 2010 Pazartesi

İTİNAYLA 6.SARAY YENİLİR...

***Maç başlar başlamaz Mustafa Sarp Fenerbahçelilerin yüreğini ağzına getirdi.Bir Fenerbahçeli olsam da maçın böyle bir pozisyonla başlaması sevindirmişti beni. Heyecanlı,zevkli bir maç olacağa benziyordu.İlk 10 dakika beklentileri karşıladı belki de derbi.Ama ilerleyen dakikalarda bir orta saha mücadelesi olarak geçen derbi herkesin beklentilerinden uzak kaldı.Yine Selçuk'un attığı gol zevksiz olsa da bize yetti.

***Selçuk demişken gole ve orta saha kombinasyonlarına gelelim.Maçtan önce Emre'nin oynayamayacağı belli olduğuna Galatasaraylılar çok sevinmişti bu bölgede Selçuk oynayacağı için.Orta saha üstünlüğünü ele geçirerek diledikleri pozisyonları istedikleri gibi yaratacaklarını düşünmüşlerdi.Ancak Selçuk ikinci yarıda sahada basmadık yer bırakmayarak tüm izleyenleri şaşırtıyordu.Yeteneklerinin verdiği ölçüde pas yapmayı, kontrollü ve basit oynamayı amaçlıyordu.Yani Selçuk'un maçın adamı olmasını sağlayan özelliği yeteneklerinin farkında olarak oynamasıydı.Gol ise Selçuk'un bundan önce birkaç defa attığı tipik gollerden idi.Tabi ki bu golde katkısı olan Leo Franco'ya da teşekkür etmek gerek.

***Lugano-Bilica-Gökhan-Andre Santos...Bu dörtlü dün Fenerbahçe'ye maçı getiren, takımın olmazsa olmazları.Lugano Bilica ikilisi birbirlerine o kadar alıştı ki artık karşı takımlar için geçilmez bir duvar gibi gözüküyorlar. Lugano defanstaki ağabeyliği ile tüm defansı toplayarak,defansif mentaliteyi arttırıyor.Andre Santos sol bek olarak neler yapabileceğini dün Konfederasyon Kupası'ndan sonra ilk kez gösterdi Fenerbahçe formasıyla.Gökhan Gönül ise ilk saniyelerde yaptığı hataya rağmen moralini bozmayarak gerçek performansını koydu ortaya.

***Volkan dün geçen günlerde yaptığı "Ben Dünya'nın en iyi 5 kalecisinden biriyim" açıklamasına nazire yaparcasına bir mücadele çıkardı.Son dakikada Keita'nın muhteşem şutunu kendine yakışır bir şekilde çıkararak kalitesini ortaya koydu bir kere daha.
Son dakika da ise Leo Franco'ya yaptığı gönderme ise Galatasaray taraftarını sinirlendirmiş olabilir.Ne demek istemiştir Volkan orda:"SENİN ÇIKARAMADIĞIN TOPU BAK NEREMLE ÇIKARIYORUM." :))

26 Mart 2010 Cuma

Huylu Huyundan Vazgeçmez


Engin Baytar...

Yine uslu durmadı...Gençlerbirliği'ne ilk transfer olduğu dönemde yeteneğiyle onu izleyenleri büyülemişti.Almanya'dan ikinci liglere gelen sıradan gurbetçi futbolculardan olmadığını göstermişti.Fakat Engin'i diğer rakiplerinden yine de ayıran bir özelliği vardı...Disiplinsizliği...Aşırı hırsı...Bu özelliklerinden dolayı Gençlerbirliği'nde zaman zaman kadro dışı bırakılmış bir türlü uslanmamıştı.Belki diyerek Eskişehirspor'a gönderilmiş orada da Rıza Çalımbay ve takım arkadaşı Youla ile bir çok sorun yaşadığından orada da tutunamadı.

Büyük takım;futbolcu oraya gittiğinde akıllanır,olgunlaşır, sakinleşir,yeteneğinin farkına vararak herkesin ondan beklediği futbolu gösterir diye düşünmüştük Trabzon'a geldiğinde.Fakat Engin önce Broos ile birçok sorun yaşadı,kadroya giremedi, sinirlendi,hırslandı.Şenol Güneş geldiğinde Engin artık Milli takım oyuncusu olur demiştik.Ne de olsa Şenol Güneş.Ne yapar eder Engin'i Türk futboluna kazandırır.Diye düşünmüştük.Ama Engin aşırı hırsına yenik düşerek yine bir kavgaya karıştı ve gereksiz bir dakikada kırmızı kart görerek Şenol Güneş'i bile bezdirdi.
Huylu huyundan yine vazgeçmedi...

Tv'de Futbol Keyfi

26 Mart Cuma
20.00 İstanbul Belediye – Bursaspor (LİG TV)
21.30 Bochum – Frankfurt (TRT 3)
23.55 Estudiantes – Godoy (NTVSPOR)

27 Mart Cumartesi
14.30 Çaykur Rize – Kartalspor (D SPOR)
16.30 Hearts – Rangers (FUTBOL SMART)
17.00 Chelsea – Aston Villa (SPORMAX)
19.00 Roma – Inter (NTV)
19.00 West Ham – Stoke City (SPORMAX)
19.00 Beşiktaş – Eskişehirspor (LİG TV)
19.30 Bayer Leverkusen – Schalke (TRT 3)
19.30 Bolton – Manchester United (SPORMAX)
21.00 Mallorca – Barcelona (NTVSPOR)
21.00 Palmeiras – Mirassol (SPORMAX)
21.45 Twente – Sparta Rotterdam (FUTBOL SMART)
22.15 Benfica – Braga (EURO FUTBOL)

28 Mart Pazar
14.00 Burnley – Blackburn (SPORMAX)
14.30 Samsunspor – Altay (D SPOR)
15.30 Ajax – Groningen (FUTBOL SMART)
16.30 Hoffenheim – Freiburg (TRT 3)
18.00 PSG – Boulogne (KANAL A)
18.00 Liverpool – Sunderland (SPORMAX)
18.30 Mönchengladbach – Hamburg (TRT 3)
19.00 GALATASARAY – FENERBAHÇE (LİG TV)
22.00 Lille – Montpellier (KANAL A)
22.00 Corinthians – Sao Paulo (SPORMAX)
22.00 Real Madrid – Atletico Madrid (NTVSPOR)
29 Mart Pazartesi
20.00 Karşıyaka – Karabük (D SPOR)
20.00 Kayserispor – Trabzonspor (LİG TV)
21.45 Newcastle – Nottingham Forest (FUTBOL SMART)
22.00 Manchester City – Wigan (SPORMAX)

21 Mart 2010 Pazar

Süperclasico Yağmura Takıldı...



Günlerdir beklenen Boca-River derbisi yoğun yağmura maruz kalarak yarım kaldı.Günlerce sabırsızlıkla beklediğimiz Süperclasico bitemedi.Aslında öyle bir maçtı ki bu sadece biz taraftarlar değil futbolcular bile maçı bırakmak istemiyordu.Öyle ki kaptanlar Gallardo ve Palermo dakikalarca hakemle konuşarak bu kararı tekrar düşünmesini istedi.İşte futbol aşkı budur.

Bari biri çıkıp söylesin açık açık düşmanız FB ye diye...

11 Mart 2010 Perşembe

Rooney Etkisi-Milan'ın Çöküşü



Dün bir devin Avrupa tarihindeki çöküşüne şahit olduk hep beraber.Geçtiğimiz yıllarda kendi liginde ne kadar kötü olursa olsun Avrupa'daki tecrübesiyle rakiplerini zorlayan,bu kupanın her zaman favorilerinden olan Milan dün Manchester United'e Old Trafford'da adeta ezildi.

İlk maçı kendi evinde 3-2 kaybeden Milan'ın herkes bu maça galibiyet amacıyla geldiğini düşünüyordu.Leonardo da bu düşünceyle maça Huntelaar ve Boriello ikilisiyle maça başlamıştı.Aslında maçın ilk 10 dakikasında da taraftarlarını biraz olsa da umutlandıracak pozisyonları yakalamış Ronaldinho ile harcamıştı.İşte o pozisyondan sonra her şey tersine dönüyor Manchester oynuyor Milan izliyordu.Nitekim Kırmızı Şeytanlar Rooney ile öne geçerek ilk yarıyı 1-0 üstünlükle kapatarak soyunma odasının yolunu tutuyorlardı.

İkinci yarıya Seedorf'la başlayan Leonardo ilerleyen dakikalarda değişen hiçbir şeyin olmadığını görürken Manchester daha ilk dakikadan farkı 2 ye çıkartarak Milan'ın tüm umutlarını bitiriyordu.

Bu dakikadan sonra kontrollü oynayan Sir Alex Ferguson'un ekibi 59. dakikada Koreli yıldızıyla farkı 3e çıkararak taraftarını coşturuyordu.Bu dakikadan sonra Milan'a 4 gol gerektiğinden topu ayağına alan uzaktan şutlarla emektar kaleci van der Saar'ı avlamaya çalışıyoru.

60. dakikada Manchester United taraftarının sevgilisi oyuna girerken bütün stat ayakta alkışlarla Beckham'a evine hoşgeldin diyordu.Formaliteden oyuna giren Beckham hala Dünyada bir numara olan sağ ayağıyla küçük bir resital yapıyor bütün stat onu ayakta alkışlıyoru küçük yuhalamalar dışında.

Artık maçın son dakikaları olmasına rağmen halen gol arayan Ferguson'un öğrencileri Milan'ı bu şekilde bulmuşken atabileceği kadar atarak evine göndermek istiyordu.Nitekim pes etmeyen Kırmızı Şeytanlar 88. dakikada Fletcher ile farkı 4'e çıkararak tarihi bir hezimete uğratıyordu rakibini.


10 Mart 2010 Çarşamba

Zirveye 1 kaldı !!!


Zorlu Kasımpaşa deplasmanından da 3 puanla ayrılan Bursaspor Federasyonun vereceği karara göre liderlik şansını yakaladı.
Kasımpaşa karşısında Battala ve Sercan'ın golleriyle galibiyeti kazanan Timsahlar Süper Lig yarışında ne kadar istekli olduğunu bir kez daha gösterdi

9 Mart 2010 Salı

"SERVET TAM BİR KAZMA"


Arjantin Milli takım teknik direktörü Maradona Servet'in Athletico Madrid maçında Sergio Aguero'nın kafasına attğı tekme sonucu sarf ettiği sözler bunlar.

Almanya ile oynanan hazırlık maçı öncesi gazetecilere konuşan Arjantin Teknik Direktörü Maradona “Bir yıldız futbolcunun kafasını tekmeleyen savunmacıya çok az rastlanır. Maalesef Servet gibi kazmalar da futbolcu oluyor” dedi.

Gazetecilerin Maradona'nın sözlerini aktardığı Servet Çetin ise, “O hareket pozisyon gereği oldu. Maradona’ya cevap vermem” diye konuştu.

İşte Lucas Neil gibi Türkiye'ye gelmiş geçmiş en iyi defans oyuncusunun yanında Servet oynuyor.
Servet Maradona kedisi hakkında yorum yaptığı için gurur duyuyor olmalı...

6 Mart 2010 Cumartesi

Portekizli Bıyıklı Olur!


2010'da Güney Afrika'da yapılacak Dünya Kupası için Portekizli taraftarlardan ilginç bir istek geldi.Taraftarlar Dünya Kupasının favorilerinden olan Portekiz Milli takımında oynayacak olan futbolcuların bıyık bırakması için kampanya başlattı.

Portekiz’in, Çin’le oynadığı maçta taraftarlar “Dünya Kupası’nda bıyıklı milli takım istiyoruz” yazılı pankart açarken, Cristiano Ronaldo’nun bıyıklı bir imajı da kullanıldı. “Gerçek Portekizli’nin bıyığı olur”, “Rakiplerin konsantrasyonunu bıyıkla kırarız” gibi mesajlar veren taraftarlar bu olaya teknik direktör Quieroz'in de katılmasını istiyor.

Bakalım Ronaldo ve arkadaşları bu isteğe ne gibi bir yanıt verecek...

12 Şubat 2010 Cuma

Alex'in (Torpilli) 11'i


Fenerbahçe TV'nin yeni yayınlanmaya başlayan programı Feneronline programının ilk konuğu Alex de Souza'ydı.Alex bu program da kendi yaşamından, Fenerbahçe'ye kadar çok özel açıklamalarda bulundu.
Ayrıca Alex bu programda Turkcell Süper Ligin en iyi liginide seçti.İşte Alex'in seçimleri şu şekilde:

VOLKAN
GÖKHAN GÖNÜL, BİLİCA, LUGANO, HAKAN BALTA
KEİTA, EMRE, CRİSTİAN, ÖZER
ARDA TURAN, MAKUKULA(SEMİH)

11 Şubat 2010 Perşembe

Direkten Döndü



BURSASPOR:3-1:FENERBAHÇE

Bundan 1 hafta oynanan maçta daha ilk yarıdan Fenerbahçe maçı sürklase ederek ilk yarıyı 3-0 kapattığı gibi maçı da bu skorla bitirmeyi başarmıştı.Aslında o maçta alınan 3-0'lık galibiyet taraftarları doyurmamıştı.Çünkü Fenerbahçe 3 gol atarken daha nicelerini cömertçe harcıyordu.Aradan bir hafta geçince sanki takımlar yer değiştirmiş ve o şekilde çıkmıştı sahaya.Geçen hafta Fenerbahçe'nin oynadığı istekli, arzulu futbolu ilk 15 dakikanın ardından Bursaspor oynuyor,Fenerbahçe izliyordu.

Aslında maça hızlı başlayan taraf ilk maçta olduğu gibi yine Fenerbahçe'ydi.İlk 15 dakikada Fenerbahçe Gökhanlarla çok net 2 pozisyondan yararlanamıyor ve Bursaspor 18.dakikada Iglesias ile 1-0 öne geçerek taraftarı da ateşliyordu.İlerleyen dakikalarda Bursa taraftarının da coşkusuyla akın akın geliyor derken 30.dakikada Bilica'nın yaptığı acemice bir penaltıyla Ivankov farkı 2ye çıkarıyordu.Artık Bursaspor'da maça ortaktı.

İkinci yarıda da Fenerbahçe klasik bir Güiza golü kaçırarak başlamıştı maça.Bu pozisyonun ardından artık Bursaspor maçı kontrolü altına almıştı.Oyunu kendi istediği gibi oynuyor ve akın akın geliyordu Fenerbahçe kalesine.İkinci yarının ortalarında Zapo'nun harika pasına cevap veren Turgay Bahadır Volkan'ı da çalımlayarak maçı 3-0'a getiriyor ve durumu eşitliyordu.

Artık maç 3-0 bitti ve uzadı diye bekleyen Bursaspor taraftarları son dakikada tam bi hüsrana uğruyor ve Güiza'nın 90+2de attığı golle Fenerbahçe Manisaspor'un yarı finaldeki rakibi oluyordu.

Olsun be MARSEL


Milli tenisçimiz Marsel İlhan Rotterdam'da düzenlenen ATP Tenis Turnuvası 2.turunda 20.sırada bulunan Rus rakibi Mikhail Youzhn'ye 6-4 ve 6-4'lük setlerle yenilerek turnuvaya veda etti.Marsel ilk turda dünya sıralamasının 44. ismi İspanyol Garcia Lopez'i 6-1 ve 6-4'lük setlerle eleyerek çıkışını devam ettirmişti.Son dönemde adından sıkça söz ettirmeye başlayan Marsel gerçekçi hedeflerle başarıya ulaşmak istiyor.İlk hedefi dünya sıralamasında ilk 100 olan İlhan bu hedefe yavaş yavaş yaklaşıyor.Bilindiği üzere Marsel İlhan Dünya Sıralamasında ilk 800'e giren ilk Türk tenisçi olma unvanını da ele geçirmişti.Marsel kısa vadeli hedeflerinden biri de en yakın sürede Federer veya Nadal'dan biriyle karşılaşmak.Bu ve bunun gibi gerçekçi hedeflerle Marsel'in başarıya ulaşacağından hiç şüphemiz yok...